1. Sayfa
Deniz manzaralı bir üniversitenin kampüsü.

Üniversiteler sahiden de rehberlik hocamızın bize anlattığı gibi cennetsi bir yer mi? Daimi kurtuluşumuz mu? İstatistikler hiç öyle söylemiyor. Bir milyona yakın üniversite diplomalı işsiz görüyoruz.

Bunların büyük bir kısmı kapağı kamu kuruluşlarına atmak için günde 8 saat ders çalışıyor. Bundan yılanlar iki yıllık iş tecrübeleri olmadığı için özel sektörde modern kölelik yapıyorlar.

(bkz: Yıllara Göre Üniversite Mezunu İşsiz Sayısı)
(bkz: “Diplomalı İşsizler” – Hürriyet)

Sosyal Hizmetler mezunu adam köyüne dönüp çobanlık yapıyor. Kamu Yönetimi mezunu genç kız, güvenlik elemanı oluyor. Maliye Bölümü mezunu ağabeyimiz kuryecilik yapıyor. Bu duruma uzaktan baktığımızda kabaca dört kesim görüyoruz.

  1. “Aslında iş çoh da bunlar iş beğenmiyor yeğenim.” diyen (haksız) kesim.
  2. “Kimse bizi işe almazsa biz nasıl deneyim kazanacağız?” diyen (yarı haklı) kesim.
  3. “Üniversiteler hayal satıyor. Boşa okumayın gidin çalışın.” diyen (haklı) kesim.
  4. “Bu üniversiteler çoh eyi oldu, başkası gelse daş daş üstüne goyar mıydı gızım?” diye sevinen (naif) kesim.

Yazının amacı belli: Şu ana kadar üniversite okumanın gerekliliği sizin için tartışmasız gerçeklikti. Çünkü hep bu yönde telkinler aldınız. Ama bu öğretileri aldığınız kişiler daha kampüsün kapısından girmemiş olan ana babanız ya da kadro açığı yüzünden şans kaza memur yapılmış lise mezunu dayınızdı.

Bu sefer bir değişiklik yapın ve üniversite okumuş, iki bölüm bitirmiş, hocalarla (iyi-kötü) iletişime geçmiş ve kampüs ortamını yaşamış birinin akıl hocanız olmasına izin verin. Bakalım lisede anlatılan cennetsi üniversite tasvirleri ne kadar doğru. Oraya gittiğimizle neyle karşılaşacağız?