Özgüven Nasıl Kazanılır? (2/2)

Özgüven Kazanma Yöntemleri

Cahile laf sokmak için geçerli nedenleri listelerken.
  • Özgüvensizlik demek, tereddütlerle yaşamak demektir. Bu durumdan kurtulmanın ilk adımı; kendimize bir utanç listesi yapmaktır. Utandığınız ve çekindiğiniz tüm durumları listeleyin.
  • Tanımadığınız birine selam vermekten, hoşlandığınız kişiye yürümeye kadar listeniz uzasın. Listeye en küçük çekincenizi bile yazmayı ihmal etmeyin.
  • Kolaydan zora doğru listenizi temize çekin. Üstünkörü yapmayın, özenin.
  • İşin püf noktası burada başlıyor. Kolaydan başlamak… İnsanlar bu tür yazıları okuyup hemen gaza gelir, sonra sağa sola sarar. Haddi bildirildiği zaman da yıkıma uğrar. Siz onlar gibi olmayın. İşe kolaydan başlayın. İnsanlara selam vermekten mi utanıyorsunuz. Her sabah gördüğünüz o park görevlisine selam verin. Zamanla bu rutin normalleşecek.
  • Selam verme muhabbeti tamamen normalleşmeden bir sonraki adıma geçmeyin. Park görevlisiyle ayak üstü muhabbet kurabiliyorsanız, olay tamamdır.
  • Küçük çekinceler tamamlandığında, orta seviyeye geçebilirsiniz.
  • Orta seviyenin en bilindik testi; alışveriştir. Birçoğunuz “Hakkımda ne düşünürler.” diye almak istediği ürünü tam deneyemeden alıyor. Sonuç, boşa giden paralar ve katlanarak yükselen özgüvensizlik. Bu durumu çözmelisiniz.
  • Bir ürün alırken, o ürünle ilgili tüm soru işaretleri kafanızdan silinene kadar satış görevlileriyle konuşun. “Ne derler?” düşüncesine değil de “Paramın karşılığını alabilecek miyim?” düşüncesine odaklanın. İşi biraz ilerletince, yaptıklarınıza kendiniz dahi inanamayacaksınız. Eğer işi daha da ilerletirseniz, belki bir emekli dayı kapasitesine bile ulaşabilirsiniz.
    (örn: Tadımlık peynir alıp “Bu ne biçim peynir.” deyip oradan uzaklaşmak.)

“Ne Aradığını Bilen Titiz Müşteri” görevini de tamamladığına göre, artık daha çılgın maceralara atılabilirsin! Peki, nedir bunlar? Toplulukta hikaye anlatıcısı olmak, toplantıda öneri sunmak, tanımadık biriyle muhabbete girmek, karşı cinsi etkilemek vs. Bunları da kendinize göre sıraya koyup deneyeceksiniz. Aynı yöntemle. Ne eksik ne fazla…

Evet, bu küçük başarılar bizi gazlıyor ama, AMA! Bu yolda ilerlerken yine ayağımıza dolanan zehirli sarmaşıklar olacak. Engeller olmasaydı şaşardık zaten değil mi? Disiplinle uyguladığınız bu görevleri mahfeden en büyük tuzağı, Özgüvensiz İnsanların En Sık Yaptığı Hata Nedir? başlığı altında irdeledik. Eğer dış görünüşünüz yüzünden özgüven kaybı yaşıyorsanız, bu makaleyi okumanızı öneririm.

(bkz: Özgüvensiz İnsanların En Sık Yaptığı Hata Nedir?)

Bildiğimiz Şeyleri Neden Yapamıyoruz?

Bilen bilir. Bir iş başarma konusundaki en sahici deneyimleri, bilgisayar oyunları yaşatır. Oyunlarda; rakiplerimizle yarışır, para kazanır, kazandığımız paralarla çeşitli yatırımlar yaparız. Savaş sanatından, ekonomi politikasına kadar her konuya dahil oluruz. Oyun oynarken hepimiz birer kariyer uzmanı gibiyizdir. Para kazanmak için pasif gelirlere odaklanır, bir görevi halletmek için en kestirme yolları ararız. Bir süre sonra kasamız parayla dolar ve kazandığımız yeteneklerle tanrılaşırız. Korktuğumuz o güçlü düşmanlar, bir süre sonra sadece rahatsızlık veren sinekler halini almıştır.

Lakin gerçek hayatta nedense bu farkındalığın esamesi yoktur. Tam aksine, olağanüstü salağızdır ve salakça kararlar alırız. Bunu yapmamızın temel nedeni korkudur ve ne yazık ki bu korkuyu bizlere en yakınlarımız aşılar. Annemiz, babamız, badem bıyıklı lise hocamız vb…

Çocukken (1990-2000) ana babanızın bilgisayar oyunları karşısındaki tutumunu hatırlayın. Sanki arkadaşlarınızla şeytan çağırma ayini düzenliyormuşsunuz gibi davranırlardı. Peki oyunlar gerçekten de öyle miydi? Tabii ki hayır! Oyunlar; küçük sorunlardan oluşan “çözüm bulma” simülasyonlarıydı.

Kırmızı Ambiyanslı Atari Salonu

Belki inanmayacaksınız. Bilgisayar oyunlarının olmadığı dönemde de kitaplara kafayı takmış bu anne babalar. Evet! Yanlış duymadınız. Günümüzde (2019) oyunlara ve internete demediği laf kalmayıp kitapla kafamıza vuran bu anne babalar, bir zamanlar kitap düşmanıymış.Ya bu anne babalar yok mu bu anne babalar! Olacak iş değil…

Düşün, 1850 yılındasın, internet yok bişey yok. Tek eğlencen var. O da kitap okumak. BAM! Salondan şu muhabbeti duyuyorsun:

— Bizim bu oğlan var ya, kitap okumaktan kafasını kaldırmıyor hiç. Bu çocuk nasıl adam olacak? İnsan bi çıkaaar, bi gezeeer. Ne biliyim? Biz hiç böyle değildik.

Neyse, bu aile olgusuyla baş edebilmek de ayrı konu.

(bkz: Aile Baskısı Yüzünden Delireceğim)
(bkz: Aileme Laf Anlatamıyorum)

Not: Bu arada anne babanız, online oyunlar hakkında ne dese haklıdır. Online oyun pişmanlıktır! Başlayıp biten, hikayesi olan, single player oyunlar oyundur, gerisi zaman ve paranızı çalan tuzaklardır.